GELECEĞİN DİŞ HEKİMLERİ
Türkiyenin Diş Hekimliği Öğrencileri Tarafından Kurulmuş Web Sitesi

İMPLANT ÇEVRESİ HASTALIKLARI

0

                                          İMPLANT ÇEVRESİ HASTALIKLARI

İmplantların çevresindeki dokularda gelişen enflamatuar lezyonlar genel olarak peri-implant hastalıklar olarak tanımlanırlar. Periodontal hastalıkların sınıflaması ile uyumlu olarak peri-implant hastalıklar iki gruba ayrılır: Gingivitise karşılık gelen peri-implant mukozitis; fonksiyondaki implantı çevreleyen yumuşak dokulardaki geri dönüşümlü enflamatuar reaksiyon olarak ifade edilirken, periodontitise karşılık gelen peri-implantitis; fonksiyondaki implantın etrafındaki destek kemiğin yıkımı ile karakterize enflamatuar bir reaksiyondur . Peri-implant dokular; dental implantların etrafını saran yumuşak doku, peri-implant mukoza olarak adlandırılmaktadır. Klinik olarak sağlıklı peri-implant mukoza pembe renkli ve sıkı kıvamlıdır . Berglundh ve ark. (1991) yaptıkları bir çalışmada dişlerin ve implantların farkını diş yüzeyindeki sement varlığının olduğunu bildirmişlerdir Sementten; kalın dento-gingival ve dentoalveolar kollajen lif demetlerinin lateral, koronal ve apikal yönde uzandığını ancak implant çevresindeki kollajen lif demetlerinin implant yüzeyine paralel uzandığı göstermiştir . Peri-implant hastalıklarda mikrobiyal floranın; klinik ve deneysel çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre; plak formasyonuna doku cevabının dişlerde ve dental implantlarda benzer olduğu ortaya konmuştur . Tam dişsiz bireylerde implant çevresinde yüksek oranlarda periodontal patojen bulunduğu rapor edilmiştir . Dişsiz bireylerde yumuşak doku yüzeylerinin, peri-implant kolonizasyon ve periodontal patojenler için bir rezervuar görevi gördüğünü göstermektedir . Kısmi dişsiz bireylerde peri-implant mikroflorada; yüksek yüzdelerde ve sıklıkta “siyah pigmente Bakteroides” , örneğin P. gingivalis ve P. intermedia, az sayıda kokoid hücreler ve dikkate değer derecede yüksek hareketli çomaklar ve spiroketler tanımlanmıştır . Periimplantitis bölgelerinde mikroflorada yüksek miktarlarda hareketli çomaklar, spiroketler ve fusiformlar bulunurken kokoid hücrelerin mikrofloranın sadece % 50 sini oluşturduğu bildirilmiştir . Periodontal sond peri-implant hastalıkların teşhisi için temel bir araçtır. Ancak tek başına sondlama teşhis için  yeterli olmayabilir.

 

 

 

 

 

Sondlamada kanama; peri-implant mukozada enflamasyon varlığını göstermesinin yanında destek doku kaybının bir habercisi olabilir (10). Peri-implant oluğu sıvısı (PİOS) içine salınan biyokimyasal mediatörlerin seviyeleri, peri-implant sağlığı değerlendirebilmek için diagnostik bir marker ortaya koyma amacı ile çeşitli çalışmalarda değerlendirilmiştir (11). Radyografiler, implantlardaki marjinal kemik seviyelerini izlemek ve interproksimal kemik kayıplarını teşhis etmek için yaygın olarak kullanılmıştır (12). İmplantın stabilitesi ve klinik durumunun değerlendirilmesindeki diğer bir parametre, mobilitedir. İmplantın mobilitesi osseointegrasyonun olmadığını gösterir ve implantın çıkarılması gerekmektedir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda peri-implant hastalık için çeşitli risk faktörleri tespit edilmiş ve bu risk faktörleri; periodontitis hikayesi, diabet, genetik özellikler, kötü oral hijyen, sigara kullanımı, alkol tüketimi, keratinize dokunun yetersizliği ve implant yüzey özelliği olarak sıralanmıştır (13). Peri-implant mukozitisin klinik özellikleri birçok açıdan gingivitise benzer; kızarıklık ve şişlik gibi enflamasyonun klasik belirtilerini içerir. Periimplant mukozanın morfolojisindeki değişimler, implantın metal kısmının ışık geçirgenliğinin olmaması nedeniyle enflamasyonun görünen belirtilerini maskeleyebilir. Peri-implant mukozitisin teşhisi; sondalamada kanamanın değerlendirilmesi ile yapılmaktadır .

 

 

 

 

 

Sondalamada kanama; periimplant mukozitisi ortaya çıkaran iyi bir göstergedir. Peri-implant mukozitisin prevalansı ile ilgili yapılan çalışmalarda prevalansın %24-91 arasında değiştiği bildirilmiştir (1). Peri-implantitis; peri-implant mukozadaki enflamatuar bir lezyonu ve peri-implant kemik kaybını içeren klinik bir durumu sergilemektedir. Bu nedenle peri-implantitisin teşhisinde; sondlamada kanama kadar, radyografilerle kemik yıkımının da değerlendirilmesi gerektirmektedir. Peri-implantitis başlangıç olarak peri-implant dokuların marjinal kısmını etkiler ve farklı zamanlarda implant stabil ve fonksiyonda kalabilir. Periimplantitisin semptomları; lezyonun enflamatuar/ enfeksiyöz doğasıyla ilişkilidir. Hafif sondalamada kanama kadar mukozada şişlik, hiperemi ve süpürasyon da sıklıkla rastlanan bulgulardır. Bununla birlikte kemik kaybının genellikle krater şeklinde radyografik görünümü vardır. İmplant uzun süre boyunca stabil kalabilir (14). Mombelli & Lang (1998) tarafından yapılan çalışmalar periimplantitisin prevalansının bütün implantlar arasında %5 ila %10 arasında değiştiği göstermiştir Peri-implant dokuda meydana gelen enfeksiyonlar tedavi edilmez ise implantı destekleyen kemiğe ulaşabilir ve implant kayıplarına neden olabilir. Belirli aralıklarla implantı destekleyen dokuların izlenmesi; gelişen biyolojik komplikasyonları ve gelişen enfeksiyonlara erken dönemde müdahele etmek için bir zorunluluktur (16). Bu yüzden sistematik bir muayenede şu kriterlerin olması gerekmektedir: Sondlamada kanama, süpürasyon ve sondlama cep derinliği değerlendirilmesi her implantın 4 bölgesinde (mesial, distal, bukkal ve lingual) yapılmalıdır ancak radyografik diagnoz mesial ve distal ile sınırlıdır (17). Peri-implant ve periodontal lezyonların tedavisinde yakın benzerlikler vardır. Önemli bir fark ise peri-implant mukozanın altında kalan implant yüzeyinin enstrümantasyonundaki zorluktur. Bu alandaki bir enstrümantasyon eklentileri yerinden çıkartarak mukoza içerisine girmesine neden olabilir. Bu sebepten dolayı cerrahi olmayan debridman tekniklerinin mukozal marjinin seviyesinde ve üstündeki eklentiler için uygulanması tavsiye edilir. Diş taşları karbon fiber küretler veya plastik küretlerle temizlenmeli, plak implant yüzeyinden polisaj patları ile uzaklaştırılmalıdır. Karbon fiber küretler implant yüzeyine zarar vermezler, keskinleştirilebilirler ve implant yüzeyindeki birikintilerin çoğunu uzaklaştırabilirler. Konvansiyonel çelik küretler ve ultrasonik aletler implant yüzeyini bozacağı için kullanılmamalıdır (18). Başlangıç tedavisinden sonra peri-implant dokuların tekrar değerlendirilmesinde kanama görülmemesi ve cep derinliğinin azalmış olması peri-implant lezyonun iyileştiğinin göstergesidir. Diğer yandan sondlamada kanama, süpürasyon ve derin ceplerin varlığı ek tedaviler gerekeceğinin göstergesidir. Cerrahi tedaviler biyofilmi barındıran implant yüzeylerine ulaşmak için bir seçenektir. Cerrahi tedavilerin yapılabilmesi için hastanın ağız bakımının optimum seviyede olması gerekmektedir.

 

 

 

 

 

Peri-implantitise bağlı kemik defektleri rejeneratif veya rezektif cerrahiler ile tedavi edilebilir (17). Araştırmalar sistemik antibiyotik uygulamasının tek başına peri-implantitis tedavisinde yeterli olmadığını, mekanik tedaviye ek olarak kullanılması gerektiğini göstermektedirler (19) . Kümülatif Engelleyici Destekleyici Tedavi (KEDT): Klinik ve radyografik diagnoza bağlı olarak; koruyucu ve tedavi edici protokoller, periimplant lezyonlarının gelişimini önlemeye yöneliktir. Bu destekleyici tedavi sisteminin 4 basamağı vardır ve bu basamaklar birbirinin etkisini arttırması için birlikte uygulanmalı tek başına uygulamalar yapılmamalıdır. Bu tedavi protokolünde teşhis anahtar rol oynamaktadır (Tablo-I), (17, 20). Diş taşı ve plağın olmadığı, sağlıklı bir peri-implant dokuyla çevrili sondlamada kanama ve süpürasyonun olmadığı, sondlama derinliği 3 mm’yi geçmeyen implantlar klinik olarak stabil kabul edilmeli ve tedavi prosedürleri uygulanmamalıdır. Mekanik debridman (KEDT Protokol A): Üzerinde plak ve diştaşı bulunan, sondlamada kanama olan, süpürasyon olmayan ve sondlama derinliği 4 mm’yi geçmeyen implantlarda mekanik temizlik uygulanmalıdır (Tablo-I). Antiseptik Tedavi (KEDT Protokol A+B): Sondlamada kanama, sondlama derinliğinde artış (4-5mm), süpürasyon olması ya da olmaması durumunda antiseptik tedavi, mekanik tedaviye ek olarak uygulanır. %0.2’lik klorheksidin solüsyon gargarası veya %0.2’lik klorheksidin jel etkilenmiş bölgeye uygulanır. Genel olarak iyileşme olduğunu görebilmek için 3-4 haftalık bir süre gereklidir (Tablo-I), (17). Antibiyotik tedavisi (KEDT Protokol A+B+C): Sondlamada kanama, sondlama derinliği en az 6 mm, süpürasyon olması ya da olmaması durumunda, radyografik olarak görülen kemik kaybı varsa bu tip lezyonlar Gr (-) anaerob periodontopatojen bakteriler için ekolojik bir ortam teşkil ederler (9). Antibiyotiklerin de içinde olduğu anti-enfektif bir tedavi protokolü, peri-implant cep içerisindeki bakterileri elimine etmek veya azaltmak için uygulanmalıdır. Bu işlem yumuşak doku iyileşmesine izin verecektir (21). Antibiyotik tedavisinden daha önemli olarak A ve B tedavi protokolleri de uygulanmalıdır. Antiseptik tedavinin son 10 gününde anaerob mikroorganizmalara direkt etkili metranidazol veya ornidazol grubu antibiyotikler uygulanmalıdır.

                                           KAYNAKÇA

https://sagens.erciyes.edu.tr/dergi/2012_1/8_vehbibal.pdf 

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/416979 

https://drdemirel.com/implant-hastaliklari 

 

(GDH HABER ÜMİT CAN EKMEN)

Bunları da beğenebilirsin
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments